Nişanlımın kızı, “bu yaştan sonra kim evlenir?” diyerek düğünümüzü sabote etmeye kalktı… ama sonrasında olacakları hiç hesaba katmamıştı.
Nişanlımın kızı, “bu yaştan sonra kim evlenir?” diyerek düğünümüzü sabote etmeye kalktı… ama sonrasında olacakları hiç hesaba katmamıştı.
68 yaşındayım ve geçen yaz ikinci kez evlendim.
İlk eşimle tam 37 yıl süren bir hayat paylaştım. Onu kaybettiğimde, aşk defterinin benim için sonsuza dek kapandığını sanmıştım.
Beş yıl boyunca tek başıma yaşadım.
Derken bir sabah, bir kafede Mehmet’le tamamen tesadüfen tanıştık. Üzerime yanlışlıkla kahve döktü. O küçük kaza kısa bir sohbete, sonra buluşmalara ve fark etmeden aşka dönüştü.
Bir yıldan kısa süre sonra bana evlenme teklif etti. Eşimin ölümünden sonra ilk kez kendimi gerçekten canlı ve mutlu hissediyordum.
Mehmet de genç yaşta eşini kaybetmişti ve kızı Elif’i tek başına büyütmüştü.
Düğün hazırlıkları başlar başlamaz Elif, ilişkimizi açıkça hedef almaya başladı.
Gerekçesi hep aynıydı:
“Bu yaştan sonra evlilik mi olur?”
“Babamın evine göz dikmiş olabilirsin.”
Oysa kendi evim, kendi gelirim vardı. Buna rağmen Mehmet beni her seferinde savundu. Ama Elif durmadı; ilişkimizi sürekli zehirlemeye çalıştı.
Ben ise tartışmalardan uzak durmayı seçtim. Baba–kız ilişkilerine karışmak istemiyor, huzursuzluk çıkarmaktan kaçınıyordum.
Ta ki düğün günü gelene kadar.
Törenden hemen önce üzerimi değiştirmek için odaya girdiğimde dona kaldım.
Gelinliğim mahvolmuştu. Yırtılmış, lekelenmiş, fermuarı koparılmıştı.
O sırada Elif içeri girdi, yüzünde alaycı bir gülümsemeyle:
“Gelinlikte sorun mu var? Belki de bu düğünü iptal etmen gerektiğine bir işarettir?” dedi.
O an olay çıkarmadım. Sessizce bir arkadaşımı aradım ve bana acilen beyaz bir elbise bulmasını rica ettim.
Bir saat sonra, tamamen farklı bir elbiseyle Mehmet’in yanına çıktım. O anda ne giydiğimin hiçbir önemi yoktu.
Ama asıl sürpriz bundan sonra yaşandı.
Mehmet, Elif’in yaptığını yanına bırakmadı.
Tüm davetlilerin önünde ayağa kalktı ve yüksek sesle şöyle dedi:
“Herkes lütfen dikkatle dinlesin. Özellikle sen, Elif. SÖYLEMEM GEREKEN BİR ŞEY VAR.”
Salon buz kesti. Etrafıma baktığımda, misafirlerin yüzündeki şaşkınlığı net bir şekilde görebiliyordum…
Elif’e döndüğünde sesi titremiyordu. Aksine, hayatım boyunca nadiren gördüğüm kadar sakindi. Bu sakinlik, salondaki herkesin tüylerini diken diken etmeye yetmişti.
“Bugün benim düğün günüm,” diye başladı Mehmet. “Hayatımda ikinci kez evleniyorum. İlk eşimi toprağa verdiğim günü de hatırlıyorum, bugün buraya çıkarken hissettiğim mutluluğu da. İkisi de gerçek. İkisi de bana ait.”
Elif gözlerini kaçırdı. Misafirler nefeslerini tutmuştu.
“Ben bu kadını,” dedi Mehmet ve elimi tuttu, “parasını, evini, yaşını ya da yalnızlığımı doldursun diye seçmedim. Onu seçtim çünkü sabahları uyanmak için bir sebep oldu. Çünkü beş yıl boyunca kalbim sessizdi ve o sesi geri getirdi.”
Salonda hafif bir mırıldanma yayıldı. Bazı kadınların gözleri dolmuştu.
Mehmet derin bir nefes aldı ve sesi biraz sertleşti.
“Şimdi asıl söylemem gereken şeye geliyorum. Elif… bugün gelinliğe yapılan şey bir ‘şaka’ değil. Bir uyarı da değil. Bu, bilerek ve isteyerek yapılmış bir saygısızlık.”
Elif başını kaldırdı. İlk kez yüzündeki alaycı ifade silinmişti.
“Anneni kaybettikten sonra seni tek başıma büyüttüm,” diye devam etti Mehmet. “Hayatımın merkezine seni koydum. Ama şunu öğrenmen gerekiyor: Baba olmak, çocuğunun her yaptığını savunmak değildir. Bazen dur demek gerekir.”
Salondaki sessizlik ağırlaşmıştı.
“Bugün burada, herkesin önünde şunu söylüyorum,” dedi Mehmet. “Bu kadın benim eşim. Ona saygı duymak zorundasın. Eğer bunu yapamıyorsan, benim hayatıma müdahale etmeyi bırakacaksın.”
Elif’in gözleri doldu ama gözyaşları düşmedi. Gururu, duygularının önünde duruyordu.
“Bunu bana mı söylüyorsun?” diye fısıldadı. “Ben senin kızınım.”
Mehmet başını salladı. “Evet. Tam da bu yüzden.”
O an içimde bir şey kırıldı. Ama bu kırılma acıdan değil, uzun süredir hissetmediğim bir güven duygusundandı. Hayatımda ilk kez biri, beni korumak için böyle açık ve net bir şekilde duruyordu…