Kocamı kız kardeşimle aldatırken tesadüfen yakaladım ve onları tuzağıma düşürdüm.
Kocamı kız kardeşimle aldatırken tesadüfen yakaladım ve onları tuzağıma düşürdüm.
Kocamla dokuz yıldır evliydik. Çocuk sahibi olamasak da “deniyorduk”. Ya da en azından öyle sanıyordum.
Bir akşam, en sevdiği yemeği pişirdim. Ev yapımı köfte. Uzun bir iş gününün ardından iki saat ayakta kalmıştım. Televizyondan başını bile kaldırmadı, bir lokma aldı ve iç çekti.
“İyiler. Ama dürüst olmak gerekirse? Annemin köfteleri daha iyi.”
Bu tipik bir durumdu. Beni herkesle karşılaştırırdı – annesiyle, iş arkadaşlarının eşleriyle, internetteki kadınlarla. Bunu yutmayı öğrendim.
Sonra telefonu titredi. Yanımda, tezgahın üzerindeydi. Ona vermek için aldım.
Ekran hala ışıklıydı.
Bir fotoğraf önizlemesi.
Kız kardeşim.
KÜÇÜK KIZ KARDEŞİM.
Sonra mesajı gördüm.
“Hayır. Bu çocuğu ben tutacağım. Bana seni hatırlatacak, bebeğim.”
Nefesim kesildi.
Çocuk. Bebeğim. Kocam kız kardeşimle yatıyordu. Ve kız kardeşim HAMİLEYDİ.
Sürekli çiğniyordu. Sürekli televizyon izliyordu.
Çığlık atmadım. İçimde soğuk ve sakin bir his oluştu.
Banyoya gittim, kapıyı kilitledim ve dişlerim şaklayana kadar titredim. Sonra onunla yüzleşmemeye karar verdim. Yalan söylerdi. Ağlardı. Beni suçlardı.
Bunun yerine, ONUN telefonundan cevap verdim.
“Yarın akşam gel. İş seyahatinde olacak. Sıcak bir şeyler giy.”
Cevabı anında geldi.
“Sonunda 😘 Sabırsızlıkla bekliyorum.”
Her şeyi sildim ve telefonu yerine koydum.
Ertesi akşam, kapı zili çaldı.
“Pizza mı? Ben açarım,” dedi kocam, çoktan ayağa kalkmıştı.
Kapıyı açtığında, kız kardeşim topuklu ayakkabılar ve kırmızı dantelli bir elbiseyle orada duruyordu.
“Sonunda,” diye güldü, içeri girerken. “Seni öpmek için can atıyordum.”
İşte o zaman ben ortaya çıktım.
“Merhaba, küçük kız kardeşim.”
İkisi de bembeyaz kesildi.
Hiçbir şey söylemedim; sadece küçük bir kutuyu önlerindeki sehpaya koydum.
“Bir hediye,” dedim.
Kız kardeşim kutuyu açtı.
Şaşkınlıkla nefesi kesildi.
Kocam bağırmaya başladı,
“Bu da ne?! Delirdin mi?!”
Başımı yana eğdim.
“Aşağıya da bir göz atsan iyi olur.”
Kocamın sesi salonda yankılanırken ben kımıldamadım. Sanki yerin altından soğuk bir su yükselmişti de ayak bileklerimi kavramıştı; o suya basıyor, ama boğulmuyordum. Kız kardeşim kutunun içindekini elinde tutuyor, gözleri büyümüş, dudakları aralanmıştı.
Kutudan çıkan şey bir çift minik beyaz patikti. Üzerinde altın rengi iplikle “Hoş geldin” yazıyordu. Patiklerin altında, hastane logolu bir zarf vardı. Zarfın ağzı açıktı; içinden bir ultrason fotoğrafının köşesi görünüyordu.
Kız kardeşim fotoğrafı çıkardı. Gözleri bir an parladı, sonra bakışları bana takılıp dondu. Kocam ise önce anlamaya çalışır gibi kaşlarını çattı, ardından fotoğrafı kaptı. Fotoğrafı eline alır almaz yüzündeki öfke yerini panik dolu bir boşluğa bıraktı.
“Bu… bu nereden çıktı?” dedi.
Ben sakince, “Sen söyle,” dedim. Sesim kendi kulağıma bile yabancıydı; kırılgan değildi, çatlamıyordu.
Kız kardeşim titreyen bir nefes aldı. “Ben… ben bunu sana söyleyecektim,” diye mırıldandı. Sanki bu cümle her şeyi düzeltecek, sanki “söyleyecektim” kelimesi ihaneti bir gecikme sorununa indirecekti.
Kocam bir adım bana yaklaştı. “Sen bizim özelimizi karıştırdın! Telefona bakmışsın!” diye bağırdı. O an, yıllardır yaptığı şeyin aynısını yapıyordu: suçu başka bir yere, daha “kolay” bir yere itmek.
Ben gülümsedim. Ama bu gülümseme, “haklısın” gülümsemesi değildi; “sen hâlâ anlamadın” gülümsemesiydi.
“Evet,” dedim. “Telefonuna baktım. Çünkü yanımda tezgâhtaydı, titredi, ben de sana vermek istedim. Ve ekranda… onun yüzünü gördüm.”
Kız kardeşim sarsıldı. “Abla…” dedi, adımı söyleyemedi.
Kocam hâlâ saldıracak bir şey arıyordu. “Bu bir yanlış anlaşılma!” dedi. “O mesaj… o fotoğraf… hepsi…”
“Elbisenin yanlış anlaşılması mı?” dedim ve kız kardeşimin kırmızı danteline baktım. “Topukluların mı? ‘Seni öpmek için can atıyordum’ cümlen mi? Hangisi?”
Kız kardeşim gözlerini kaçırdı. Parmak uçlarıyla karnına dokundu, sanki orada bir kalkan varmış gibi. “Ben… ben seni incitmek istemedim.”
“Beni incitmek istemedin ama kocamla yatıp ondan çocuk yaptın,” dedim. Cümle ağzımdan çıkarken odanın içindeki hava sanki bir anlığına çekildi. Ne bağırdım, ne ağladım. Sadece söyledim. Gerçek, söylenince daha ağırlaşıyordu devamı sonrki sayfda gecerk okuybilirsinz…