Ritchie… Yol kenarında bulduğu, tüyleri kabarmış ama sadakatiyle koca bir ömre varan köpeği. Neredeyse on beş yıl birlikte yaşamışlardı—eşini, evini, arkadaşlarını kaybetseler de birbirlerinden vazgeçmemişlerdi.
Bir gün hemşire serum bağlamak için odaya girdiğinde adam elini yakaladı:
— Lütfen… Ritchie’yle vedalaşmak istiyorum. O yalnız… Beninle son kez kucaklaşmalı.
Hayvanlar hasta odalarına alınmazdı. Hemşirenin içi titredi ama gitti başhekimle konuştu. Doktor kekelese de kabul etti:
— Burası hastane… ama eğer son isteğiyse…
İki saat sonra kapıdan içeri bir ses doldu: hafif bir havlama… Ritchie, biraz zayıf ama sadakat dolu gözlerle hastane girişindeydi.
Hemşire kapıyı açtı; Ritchie, tereddüt etmeden yatağa atladı, sahibinin göğsüne uzandı, başını omzuna yasladı.
Adam fısıldadı:
— Özür dilerim… Yanında olamadığım için… Küçüğüm… Sana minnettarım…
Gözyaşlarıyla okşadı köpeğini, başını öptü. Ritchie hafifçe mırıltı çıkardı: “Buradayım, seninleyim. Son ana dek.”
Saatlerce öyle kaldılar. Hemşire, rahatsız etmek istemedi ve odadan çıktı. Ama akşam döndüğünde kapıyı açtığında dehşete kapıldı.
Monitör sustuğu gibi, ikisi de huzurlu bir sessizlik içinde yatıyordu. Adam sona ermişti… ama köpeği hâlâ onun kollarındaydı; burnu ensesinde… Kalbinin acısına dayanamadığı belliydi.
Sonunda birbirinden vazgeçseler de, en son sahip oldukları her şeydi—sessizlikte, sadakatle, sevgiyle… birlikte ayrıldılar.
Üstteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz..