Kişiye derin bir vicdan azabı çektiren bu itiraflar, günah bataklığına düşmüş bir gence aittir. Duygularını ifade ederken şunları söylüyor: “Lise birden beri zaman zaman uygun olmayan sinemalara gidiyorum. Bu, bende büyük acılara yol açıyor. Gülmeyi günlerce kendime yasaklıyorum. İnsanlardan sürekli kaçıyorum ve içimde bir sıkıntı yaşıyorum. Kendimi çevremdeki iyi insanlardan çok daha aşağıda ve değersiz hissediyorum. Mutluluk değil; sadece biraz huzura ihtiyacım var. O kadar ikilemler içerisindeyim ki, bir gün dayanamayacak ve her şeyi acı bir şekilde bırakacak korkusunu taşıyorum.”
Zina sebebiyle haramlara yaklaşmak, zamanla kişinin kalbini işgal eder ve şu ayette de belirtildiği gibi: “Onların yapageldikleri kötü işler, gitgide kalplerini paslandırmıştır” (Mutaffifin, 83/1
). Kalp, bu durumdan dolayı duymaz ve hissizleşir. Günahlar kalbi kararttıktan sonra, bir kişinin İslami aşk ve heyecan yaşaması mümkün hâle gelmez.
Burada, işi ciddiye almayan ve kendini disipline etmeyen bir kişinin kalbinde her bakışla birer kara lekenin oluştuğunu unutmamalıyız. Kalbin her gün yara alması, takva açısından kişiyi zayıflatacak en ciddi durumlardan biridir. Bu durumda, yara alan kalbin direniş gücünün de azalacağını ve daha önce dikkat edilen konularda (örneğin, namazı doğru kılma gibi) gerileme yaşanacağını söyleyebiliriz. Çünkü bunların hepsi birbiriyle bağlantılıdır.